YAZILAR

TBMM HATİM VE DUALARLA AÇILDI

23 Nisan 2020, Perşembe, 12:16

TBMM HATİM VE DUALARLA AÇILDI Bugün TBMM’nin açılışının 100. Yıldönümü. Malum salgın sebebiyle ne yazık ki, bu anlamlı yıldönümünün şanına yakışan etkinlikler yapılamıyor. 100. Yıl sessiz ve sedasız idrak ediliyor ama açılış bir haylı renkli olmuştu. Hey’et-i Temsiliye adına Mustafa Kemal, Meclis’in açılışından iki gün önce bütün vilayetlere bir genelge göndererek Meclis’in 23 Nisan Cuma günü açılacağını, illerde neler yapılması gerektiğini ve TBMM’nin nasıl açılacağını detayları ile bildirmişti. Aslı Genel Kurmay arşivinde bulunan 21 Nisan 336(1920) tarihli bu genelgenin sureti, latin harfleriyle metni ve günümüz Türkçesi ile sadeleştirilmiş hali aşağıdadır. ( Murat Bardakçı, Habertürk Gazetesi, 23 Nisan 2016) Günümüz Türkçesiyle Metin: 1-Allah’ın cömert ihsanı ile Nisan’ın 23’ünde Cuma namazından sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır. 2-Vatanın istiklali, yüce hilafet makamının ve Saltanatın kurtarılması gibi en mühim ve hayatî görevleri yerine getirecek Büyük Millet Meclisi’nin açılışını Cuma gününe denk getirerek Cuma gününün kutsallığından yararlanılacak, açılıştan önce bütün Sayın Milletvekilleriyle Hacı Bayram-ı Veli Cami-i Şerifi’nde Cuma namazı kılınacak, Kur’an’ın nurlarından ve salavat-ı şeriflerden feyz alınacaktır. Namazdan sonra sakal-ı şerif ( Hz. Peygamber’in sakalından bir bölüm) ve Kutsal Sancak taşınarak Meclis’e gidilecektir. Özel Daire’ye varmadan dualar eşliğinde kurbanlar kesilecektir. Özel Daire ( Birinci Meclis Binası)’ye gidilirken Kolordu Komutanlığı’na bağlı birlikler tarafında özel güvenlik önlemleri alınacaktır. 3- Bu kutlu günü ebedileştirmek için bütün vilayetlerde bugünden itibaren Sayın Valilerin organize etmesiye hatimler indirilecek, Buhari-i Şerifler okunacak, okunan hatimlerin tevdi duaları Meclis’in açılışında yapılacaktır. 4-Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde aynı şekilde Buharî- Şerif ( Altı kabul edilmiş hadis kitabından biri) okunacak ve hatimler indirilecektir. Cuma günü, namazdan önce minarelerden salavatlar okunacaktır. Cuma hutbesinde yüce padişahımız efendimizin yüce ismi zikredilirken başta Padişahımız, onun ülkesi ve vatandaşlarının bir an önce kurtulaşa ve saadete ermeleri için dua edilecektir. Cuma namazından sonra hatimler tamamlanacak, yüce hilafet ve saltanat makamları ile vatanın her parçasının kurtarılması için yapılan milli faaliyetlerin, milletin her ferdi ve onların temsilcilerinin üzerlerine düşeni yapmalarının önemi, kutsallığı ve herkesin buna mecbur olduğu konularında vaazlar verilecektir. Ardından Halife ve padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu,istiklali ve mutluluğu için dua edilecektir. Bu dinî ve millî merasimler yerine getirilip Camilerden çıkıldıktan sonra ahali Valilik makamlarına giderek Meclis’in açılışı dolayısıyla tebriklerini sunacaktır. Yine Cuma namazından önce, her yerde, usulüne uygun şekilde Mevlid-i Şerifler okunacaktır. 5-Bu tebliğin derhal yayımlanması ve bir genelge olarak her tarafa ulaştırılması için her vasıtaya başvurulacak, ve seri bir şekilde en ücra köylere, en küçük askeri birliklere ve ülkedeki tüm kurum ve kuruluşlara ulaştırılması sağlanacaktır. Ayrıca bu genelge, büyük afişler halinde her tarafa asılacak, mümkün olan her yerde basılıp çoğaltılacak, ücretsiz olarak her kese bedava olarak dağıtılacaktır. 6- Allah’tan bizi tam başarıya ulaştırması için dua ediyoruz. Temsilciler Heyeti Adına Mustafa Kemal ( Metnin Günümüz Türkçesi ile Sadeleştirilmesi tarafımdan yapılmıştır.) Gelelim kıssadan hisseye: Tarihte büyük devrimler yapmış, büyük değişim ve dönüşümlere imza atmış olan liderlerin çoğu, başlangıçta geniş halk kitlelerinin desteğini kazanabilmak için esas niyetlerini gizlemişlerdir. Mustafa Kemal de bunlardan birisidir. Buna ister takiyecilik,ister Makyavelizm, ister oportünizm, ister pragmatizm, ister kurnazlık ne derseniz deyin, bu böyledir. Birinci Meclis, deve dişi gibi insanların bulunduğu bir Meclis’ti. Meclis zabıtlarına baktığımız zaman Meclis’teki çoğulculuğu ve seviyeli tartışma ortamını çok net bir şekilde görüyoruz. Başını Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Ulaş’ın çektiği, içlerinde Mehmet Akif Ersoy ve benzeri şahsiyetlerin bulunduğu 63 kişilik İkinci Grup’tan bir kişi bile 1923’teki ikinci Meclis’e sokulmadı. Ardından Milli Mücadele’nin kahraman komutanlarının % 90’ı devre dışı bırakıldı hatta hapsedildi. Gelmiş geçmiş liderlerin büyük çoğunluğu,kendilerini yeteri kadar güçlü görmedikleri başlangıç aşamasında, etraflarındaki kadroları mutlak surette ehliyet ve liyakat esasına göre oluşturmuşlardır. Güçlendikleri zaman veya kendilerini yeteri kadar güçlü hissettikleri zaman liyakat ve ehliyet ortadan kalkar, bunun yerini mutlak bir sadakat alır. Hz. Peygamber, vahye mazhar olmasına rağmen, doğruyu, yanlışı Cenab-ı Allah kendisine bildirdiği halde, sahabelerinden mutlak biat ve sadakat istemiyordu. Ortak akla, istişareye önem veren Hz. Peygamber’e, bu, aynı zamanda Allah tarafından emredilmişti. Dört Halife de aynı yolu takip etti. Emevilerle beraber İslam devletinin yönetimi saltanata dönüştü. Hiçbir saltanat, yetkinin paylaşılmasına da, itiraza da, aykırı görüşe de tahammül etmez. Otokratik yönetimlerin adı Cumhuriyet olsa da, saltanatlardaki yönetim anlayışı aynen devam eder. Dünyada, yönetimi Cumhuriyet olan ülkelerin birkaçı istisna edilirse, çoğunluğun ne yazık ki adı Cumhuriyet olsa da,oralardaki ruh ve uygulama Saltanattır. Meclis’imizin daha nice yüzyıllara, çok sesli, demokratik işleyişe sahip bir müessese olarak ulaşması dileğiyle. Hüseyin Çelik

Detaylı Bilgi

BİR SİNEK, BİR KARTALI SALLADI VURDU YERE

11 Nisan 2020, Cumartesi, 20:20

Kızılderili reis önde, adamları arkasında olmak üzere kilometrelerce at koşturduktan sonra aniden atının dizginlerini çeker ve durur. Adamları “reis ne oldu” diye sorunca, reis “ beyler, o kadar hızlı geldik ki, ruhlarımız geride kaldı.” der. Bu zorunlu kapanma, umarım ki, geride kalmış ruhlarımızın öne geçmesini sağlar. Hayatın hızlı ritmi içersinde ihmal ettiğimiz ruh ve mana dünyamızı zenginleştirebilirsek, dijital kayganlıktan kitapların asîl dünyasına dalabilirsek, işlerimizin hay huyu içinde uzun zamandır hatırını sormadığımız dostlarımızı telefonla da olsa arayabilirsek, işte o zaman kazananlardan oluruz. Bedenimiz evde kalsın ama aklımız ufuk turları yapsın. Vücudumuz evde kalsın ama vicdanımız geçmişimizin muhasebesini yapsın. Biz evde olalım ama hayallerimiz, geleceğimizle ilgili hayırlı planlar yapsın. Bedenen yakınlaşma virüs kapmamızı sağlar; ama unutmayalım ki gönülden gönüle virüs bulaşmaz. Eğer bu karantina döneminden kaynaklanan maddeten uzaklaşma, manen yakınlaşmaları sağlarsa işte o zaman bu zahmet rahmete dönecek. Aleme ve olaylara hikmet gözüyle bakmak bile başlı başına büyük bir kazançtır. Dikkat ediyor musunuz, artık siyasi küfürleşmeler yok, savaş naraları yok, ölüm kusan silahlar yok, yok yok. Demek ki, güç ve kuvvet büyüklükle, irilikle doğru orantılı değilmiş. Virüs, ancak gelişmiş mikroskoplarla görülebilen bir zerre. Ne var ki, dünya devlerine bile dehşet salıyor. Galiba Yunus Emre’nin şu mısraları şimdi daha iyi anlaşılıyor: Bir sinek,bir kartalı Salladı vurdu yere. Yalan değil,gerçektir; Ben de gördüm tozunu. Düşünmek için durmak lazım. Belki de hayatı, insanlığı, tabiatı, fakir fukarayı, adaletsizlikleri, hayvanlara yaptığımız eziyetleri, özetle dünya ve ahireti yeniden düşünmemiz için ilahi güç bir mola vermemizi istiyordu. Covid 19’dan dolayı vefat edenlere Allah’tan rahmet, hastalara şifa ve sabır diliyorum. İngilice’de hastalara “patient” denir. Bu kelime aynı zamanda “sabırlı” demek. Musibetlere karşı en büyük silah sabırdır. Yüce peygamberimiz buyurmuyor mu ki, “sabır zaferdir.” diye. Evde kalarak, hasta olursak, hastalığa sabrederek bu musibete karşı zafer kazanalım. Madem ki mücadele kaçınılmaz, o zaman mağlup değil, galip olan taraf olalım. Maddi kayıplarımızı da manevi kazançlarla telafi edelim.

Detaylı Bilgi

KORONAVİRÜS’Ü PARANOYAVİRÜS’E ÇEVİRMEYELİM

11 Nisan 2020, Cumartesi, 19:39

Koronavirüs’ü Paranoyavirüs’e Çevirmeyelim 1- Korku, Allah tarafından hayatın korunması için insanlara verilen büyük bir nimettir. Eğer korku duygusu olmasaydı hayatımızı sürdüremezdik. Su boğar, ateş yakar, taş baş yarar. Ancak bunlardan korktuğumuz sürece bunlardan korunabiliriz. Aynen bunlar gibi beladan, fitneden, fesattan, trafik kazalarından, hastalıklardan da korkarız. Dozunda korku, hayatı korurken; kontrolden çıkmış korku evham, ifrata kaçmış korku paranoyadır. Deprem olabilir korkusu depreme karşı önlem aldırırken, her gün deprem olacak diye aşırı korkuya kapılmak depremden daha vahimdir. 2- Her türlü tehlikeye karşı elinden gelen her tedbiri almayan insan, ölürse kendi katili olur. 3- Corona virüsüne karşı uzmanların ve yetkililerin önerdikleri her önlemi almak, yapılması gerekenleri yapmak; yapılmaması gerekenleri de yapmamak aklın, bilimin ve imanın gereğidir. Ancak böyle bir musibet karşısında kişilerin metanetini kaybederek “ bana ve sevdiklerime virüs bulaşacak korkusuyla her dakikasını zehir etmesi , bu virüse yakalanmaktan daha büyük bir musibettir. 4- Her türlü tedbir alındıktan sonra takdire teslim olmanın adı tevekküldür. Kontrolden çıkmış korku ve panik, karşı koyma, tedbir alma ve kendimizi maddi ve manevi koruma gücümüzü yok eder. Maddi ve manevi direnci zayıflamış bir bünye her türlü virüse zaten açık kapı haline gelmiş demektir. Bu olay karşısında , ihmalkarlık, umursamazlık ve kendinden çok emin olma hali tefrit, dehşete kapılıp olmayana olmuş gibi ağlamak ise ifrattır. Doğru olan yol ise itidaldir. Yani orta yoldur. Nasrettin Hoca’ya “sen yazı mı, kışı mı seversin?” diye sormuşlar, Hoca, “bahar diye bir seçenekten niye söz etmiyorsunuz? diye cevap vermiş. 5- “Öleceğim” diye yüreğimiz ağzımıza gelirse ölmeden, her an ölür ölür diriliriz. Tedbirden sonra takdire teslim olursak vakti zamanı geldiğinde bir sefer ölürüz. Bu vesileyle malum virüsten dolayı vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, hastalara Allah’tan şifa dilerim. Allah hepimizi, bütün insanlığı acze düşüren bu musibetten korusun. Zamanında gerekli tedbirleri alarak ülkemizin nispeten bu belaya daha az maruz kalmasını sağlayan yetkililere de teşekkürlerimi sunarım. Prof. Dr. Hüseyin Çelik

Detaylı Bilgi

Dünya Kadar Malın Olsa Ne Fayda?

11 Nisan 2020, Cumartesi, 17:37

Başlığı da içine alan türkümüz “Gâfil! gezme şaşkın” diye başlar. Bizde âlemi bilmeyene câhil, kendini bilmeyene gâfil denir. Dışarıda dolaşmanın, bir dostla karşılıklı çay içmenin, sevdiklerimizle göz göze sohbet etmenin, ihtiramla anne baba eli öpmenin, yavrularımızın yanaklarını şefkatle okşamanın, bebeklerin kokusunu derinlemesine çekmenin, çalışmanın, üretmenin, sosyalleşmenin özetle özgürlüğün ne büyük nimet olduğunu idrak ettiğimiz günlerdeyiz. Karanlık olmayınca ışığın, soğuk olmayınca sıcağın, yokluk olmayınca varlığın, hastalık olmayınca sağlığın, gurbet olmayınca sılanın, firkat olmayınca vuslatın, esaret olmayınca hürriyetin değeri bilinmez.

Detaylı Bilgi

Sultan II. Abdülhamit İngilizlere Niçin Sığındı?

19 Temmuz 2019, Cuma, 09:55

İdeolojik muhalif ve muarızlarımız, genel olarak Osmanlı padişahlarından nefret mi ediyor, o zaman biz onlara adeta “ismet sıfatı”nı layık görüyoruz. Halbuki İsmet sıfatı, yani günahsızlık peygamberlere hastır. Peygamberlerin dışındaki şahıslar Halife de olsalar onlara bu sıfatı veremeyiz. Unutmayalım ki başta, Yezid olmak üzere, Emevi ve Abbasiler’in hilafeti acımasız bir saltanata dönüştüren bütün halifeleri, Osmanlıların, görünüşte devletin bekası için, kundaktaki kardeşlerini katleden padişahları da “İslam Halifesi” ünvanlarını taşıyorlardı.

Detaylı Bilgi

Cumhuriyetimiz, İleri Demokrasinin Neresinde?

29 Ekim 2017, Pazar, 10:32

Bize yıllarca “Cumhuriyet”i, “demokrasi” diye anlattılar. Halbuki Çin, Rusya, Küba, İsrail, İran, Irak, Suriye, Libya, Özbekistan vs. de Cumhuriyettir. Ancak İngiltere, Hollanda, Belçika, İspanya, İsveç, Norveç , Danimarka, Japonya sembolik de olsa hâlâ Krallıktır. Birinci saydıklarım totaliter, otoriter, sosyalist veya teolojik Cumhuriyetler iken, ikinciler Demokratik monarşilerdir. Birincilerde hak, hukuk, düşünce hürriyeti, insan hakları hak getire; ikincilerde ise bunların âlâsı var. Bu durumun çok şey anlattığı açıktır. Mühim olan bir Cumhuriyetinizin olması değil, nasıl bir Cumhuriyetinizin olduğudur.

Detaylı Bilgi

Yazmasam Olmazdı

20 Temmuz 2016, Çarşamba, 11:10

15 Temmuz’da Türkiye kabus gibi bir gece yaşadı. Darbeci çetenin sabaha kadar estirdiği terör, yüzlerce vatan evladının şehit olmasına, binlercesinin yaralanmasına yol açtı. Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve milletimize başsağlığı, yaralılarımıza Allah’tan acil şifalar diliyorum. İçteki maddi, manevi kayıp ve yıkımların dışında ülkemizi uluslararası camiada rezil eden bu katil darbecileri ve onların arkasındaki her türlü teşvikçi ve destekçileri Allah, Kahhâr ismiyle kahretsin.

Detaylı Bilgi

AB, İngiltere ve Biz

27 Haziran 2016, Pazartesi, 10:42

İngiltere’nin AB’den çıkma kararı, dikkatleri AB’nin, dolayısıyla da Avrupa’nın geleceğine çevirdi. İngiltere’siz AB ne olur? Başka ülkeler de ayrılır mı? İngiltere’nin kararı domino etkisi yapar mı? Peki bu durum dünyayı ve Türkiye’yi nasıl etkiler? Şeklindeki sorular peşpeşe gelmeye başladı.

Detaylı Bilgi

Milli Eğitimin Halleri

06 Haziran 2016, Pazartesi, 10:13

18 Kasım 2002’de kurulan 58. Abdullah Gül Hükümeti’nde Kültür Bakanı iken, 15 Mart 2003’te kurulan 59. Recep Tayyip Erdoğan Hükümeti’nde Milli Eğitim Bakanı olarak atandım. Sayın Erkan Mumcu’dan görevi devraldığımda, eğitim alanında şu altı konuda ciddi sıkıntılar vardı: 1- Milli Eğitim Bakanlığı, başta öğretmen olmak üzere, insan kaynakları açısından çok fakir bir bakanlıktı. 2- Okullaşma oranlarımız (okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim, mesleki eğitim,yaygın eğitim ve yükseköğretim) geri kalmış ülkeler düzeyinde idi. 3- Fiziki altyapı yetersizdi ve mevcut olan fiziki altyapı büyük çapta kalitesizdi. 4- Teknolojik altyapı, özellikle bilişim altyapısı, yok denebilecek bir düzeyde idi. 5- Adeta eğitimin ruhu olan müfredat ve müfredat uygulamaları, çağın çok ama çok gerisinde idi. 6- Okullarımızda rehberlik uygulamaları, emekleme düzeyinde idi.

Detaylı Bilgi

“Koltuk Gitti, Konuşmaya Başladınız”

30 Mayıs 2016, Pazartesi, 11:22

Web sitemde haftalık yazı yazdığımdan beri, genel olarak medyada, özel olarak da sosyal medyada “görevde iken veya sorumluluk makamında iken bunları niye söylemediniz? Şimdi koltuk gitti, konuşmaya başladınız.” şeklinde bir itiraz veya eleştiri ile karşılaşıyoruz. Bunu samimi olarak yapanlara ve gerekçesini merak edenlerin itiraz ve eleştirilerine saygı duyuyorum. Ama söylediklerimizi ve yazdıklarımızı etkisizleştirmek ve şahıslarımızı, kendi akıllarınca itibarsızlaştırmak için başlatılan operasyonların ve linç kampanyalarının aleti olan, her şeyden önce kendilerine yazık edenlere söyleyecek bir çift sözüm var.

Detaylı Bilgi

Copyright © 2021 | Hüseyin Çelik | Tüm hakları saklıdır. | Design By Cogen® Yazılım